Yüksel: Bazı dönemler vardır, siyaset yapılmaz, tarih yazılır
"Atatürk’ün kurucu iradesi etrafında, onun akıl ve bilim temelli devlet anlayışı doğrultusunda bir araya gelmek artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu çağrı, bir partiye katılma çağrısı değil, bir zihniyete dönme çağrısıdır. Bu çağrı, siyasi rekabeti ortadan kaldırmak için değil, Türkiye’yi ayakta tutacak asgari müşterekte buluşmak içindir."
Zafer Partisi Basın Müşaviri Mehmet Harun Yüksel, Genel Başkan Ümit Özdağ'ın "Atatürk çizgisinde bir Milli İttifak’ın oluşması" çağrısını değerlendirerek "Çünkü bazı dönemler vardır, siyaset yapılmaz, tarih yazılır ve o dönemlerden birindeyiz." paylaşımı yaptı.
İŞTE O PAYLAŞIM
"Ümit Özdağ, Türk siyasetinde alışılmışın dışına çıkan bir çağrı yaptı.
Bu, günlük siyasi polemiklerin ötesinde, bir partinin, bir seçimin ya da bir dönemin değil, doğrudan doğruya devletin bekasının ve Türk milletinin geleceğinin tartışıldığı bir çağrıdır.
Bugün Türkiye, yalnızca ekonomik bir darboğazın içinde değildir. Aynı zamanda çevresi parçalanmış devletlerle, sınırlarının hemen ötesinde süren savaşlarla, içeride demografik yapıyı zorlayan milyonlarca sığınmacıyla ve devletin temel güvenlik reflekslerini tartışmaya açan bir süreçle karşı karşıyadır.
Terörle mücadelede yıllarca ödenen bedeller ortadayken, bugün teröristlerin affedilmesinin konuşulması, hatta terörist başının serbest bırakılmasının ima edilmesi, sadece bir siyasi tercih değil, tarih karşısında ağır bir sorumluluktur.
Böyle bir dönemde, geçmişin kırgınlıklarını, parti hesaplarını, kişisel hırsları ve koltuk kaygılarını öne koymak, Türk milletine karşı işlenmiş bir gaflet olur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sıradan bir devlet değildir. Bu devlet, yokluk içinde, işgal altındaki bir coğrafyada, imkansız denileni mümkün kılan bir iradenin eseridir. O iradenin adı Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Az bilinen bir tarih gerçeği şudur: 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi açıldığında, mebusların önemli bir kısmı farklı görüşlere, farklı dünya tasavvurlarına sahipti. Kimi saltanat yanlısıydı, kimi manda fikrine sıcak bakıyordu, kimi ise tam bağımsızlık için sonuna kadar mücadele edilmesi gerektiğini savunuyordu. Ancak o gün, Anadolu’nun ortasında, düşman orduları ilerlerken herkes bir gerçeği kabul etti: “Önce vatan.” İşte bu yüzden, en keskin fikir ayrılıkları bile bir kenara bırakıldı ve milli mücadele tek bir hedef etrafında birleşti. Eğer o gün bu birlik sağlanamasaydı, bugün ne Cumhuriyet olurdu ne de üzerinde tartıştığımız bir vatan.
Bugün tarih, benzer bir kavşakta yeniden önümüze çıkmıştır.
Bu nedenle, Atatürk’ün kurucu iradesi etrafında, onun akıl ve bilim temelli devlet anlayışı doğrultusunda bir araya gelmek artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu çağrı, bir partiye katılma çağrısı değil, bir zihniyete dönme çağrısıdır. Bu çağrı, siyasi rekabeti ortadan kaldırmak için değil, Türkiye’yi ayakta tutacak asgari müşterekte buluşmak içindir.
Cumhur İttifakı adı altında şekillenen mevcut yapı karşısında, Atatürk çizgisinde bir Milli İttifak’ın oluşması sadece muhalefetin değil, doğrudan doğruya Türk milletinin geleceği açısından hayati bir meseledir.
Çünkü bazı dönemler vardır, siyaset yapılmaz, tarih yazılır.
Ve o dönemlerden birindeyiz."